Connect with us

Automotive

Otonom araçlar sigortada sorumluluğu yeniden tanımlıyor

Otonom sürüş teknolojileri test aşamasından gerçek trafik koşullarına doğru ilerlerken, “Kaza olduğunda kim sorumlu olacak?” sorusu ise otonom araç sigortası ve sigorta sektörünün geleceği açısından en kritik konulardan birini oluşturuyor. IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, otonom araçlarla birlikte sürücü merkezli geleneksel sorumluluk anlayışının değişeceğini belirterek, “Gelecekte bir trafik kazasında yalnızca sürücünün davranışını değil; aracın yazılımını, sensörlerini, üreticisini, teknoloji sağlayıcısını ve hatta siber güvenlik altyapısını konuşacağız. Bu dönüşüm sigorta sektörünün risk tanımını da yeniden şekillendirecek” dedi.

Otomotiv sektöründe uzun süredir konuşulan otonom sürüş artık yalnızca teknoloji şirketlerinin geliştirme laboratuvarlarındaki bir gelecek senaryosu değil. Sürücü destek sistemlerinden belirli koşullarda sürüş görevini devralabilen sistemlere kadar uzanan teknoloji hızla gelişirken, uluslararası mevzuat da bu dönüşüme uyum sağlamaya başladı.

Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (UNECE) bünyesindeki Dünya Araç Mevzuatını Uyumlaştırma Forumu (WP.29), 24 Haziran 2026 tarihinde tamamen sürücüsüz Otonom Sürüş Sistemlerine (Automated Driving Systems – ADS) yönelik ilk küresel düzenleyici çerçeveyi kabul etti. Yeni çerçeve; güvenlik yönetim sistemlerinden test ve doğrulamaya, araçların kullanım sürecindeki sürekli izlenmesine kadar ortak güvenlik kriterleri getiriyor.

Otonom sürüşün gelişmesiyle birlikte gündeme gelen dönüşüm yalnızca otomotiv sektörünü ilgilendirmiyor. Aracı kimin kullandığı ve kazaya kimin neden olduğu soruları üzerine kurulu geleneksel trafik sigortası ve kasko yaklaşımının da önümüzdeki dönemde yeniden şekillenmesi bekleniyor.

“Sorumluluk artık yalnızca direksiyon başındaki kişiye ait olmayacak”

IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, otonom araç sigortası açısından en büyük değişimin sorumluluk kavramında yaşanacağını belirterek şu değerlendirmede bulundu:

“Bugünkü sistem büyük ölçüde insan davranışı üzerinden çalışıyor. Bir trafik kazasında sürücünün kusuru, diğer tarafların davranışı ve kazanın oluş şekli değerlendirilerek sorumluluk belirleniyor. Ancak sürüş kararlarının bir bölümünü veya tamamını yazılımın verdiği bir dünyada bu denklem değişiyor. Kaza sürücünün hatasından mı, sensörün çevreyi yanlış algılamasından mı, yazılımdaki bir problemden mi, yoksa aracın teknik bir arızasından mı kaynaklandı? Sigortacılık açısından önümüzdeki dönemin temel sorularından biri bu olacak.”

Çiftçi, otonom araç kazalarında sigorta sorumluluğunun giderek daha çok tarafı kapsayan bir yapıya dönüşeceğine dikkat çekerek sürücünün yanı sıra araç üreticisi, yazılım geliştiricisi ve teknoloji sağlayıcılarının da sorumluluk zincirinin parçası haline geleceğini ifade etti:

“Direksiyondaki insanın rolü azaldıkça teknoloji sağlayıcılarının sorumluluğu daha görünür hale gelecek. Dolayısıyla bir kazayı değerlendirirken yalnızca ‘Sürücü ne yaptı?’ sorusunu sormak yeterli olmayacak. ‘Araç ne yaptı, sistem neden bu kararı verdi ve sistem olması gerektiği gibi çalıştı mı?’ sorularının da yanıtlanması gerekecek.”

Otonom araç kazalarında “kim sorumlu?” sorusunun tek bir cevabı olmayabilir

Otonom araçların yaygınlaşmasıyla birlikte kazalardaki sorumluluğun aracın otonomi seviyesine ve kaza anında sürüş görevini kimin yerine getirdiğine göre değişebileceğini belirten Çiftçi, bu nedenle araç tarafından üretilen verilerin öneminin de artacağına dikkat çekti.

Bir sürücünün müdahale etmesi gereken bir sistem ile sürüş görevini tamamen aracın üstlendiği bir sistemin aynı şekilde değerlendirilemeyeceğini söyleyen Çiftçi, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Burada önemli olan aracın ne kadar ‘otonom’ olduğunun doğru tanımlanması. Sürücünün sistemi sürekli izlemesi gereken bir araçla, belirli koşullarda sürüş görevini tamamen üstlenen bir araç arasında hukuki ve sigortacılık açısından önemli farklar var. Bu nedenle gelecekte kazanın saniyeler öncesindeki araç verileri, sistemin aktif olup olmadığı, sürücüye müdahale uyarısı verilip verilmediği ve sensörlerin ne algıladığı hasar değerlendirmesinin önemli parçaları haline gelebilir.”

Bu dönüşümle birlikte araçların ürettiği verilerin saklanması, erişimi ve yorumlanmasının yalnızca teknik değil, sigortacılık açısından da kritik hale geleceğini belirten Çiftçi, veri güvenliği ve kişisel verilerin korunması konularının da yeni dönemin önemli başlıklarından biri olacağını söyledi.

Trafik sigortası ve kaskoda risk tanımı değişecek

Otonom sürüşün yaygınlaşmasının trafik sigortası ve kasko ürünlerini de dönüştüreceğini belirten Çiftçi, geleneksel araç sigortalarında ağırlıklı olarak sürücü, araç ve kullanım özellikleri üzerinden yapılan risk değerlendirmelerine yeni parametrelerin ekleneceğini söyledi:

“Bugün bir aracın sigorta riskini değerlendirirken aracın modeli, değeri, kullanım şekli, hasar geçmişi ve sürücü profili gibi pek çok faktöre bakıyoruz. Otonom araçlarda ise bunlara yazılım versiyonu, sensör teknolojileri, otonom sürüş seviyesi, siber güvenlik altyapısı ve sistem güncellemeleri gibi tamamen yeni değişkenler eklenebilir.”

Çiftçi, bu nedenle gelecekte kasko sigortası ile ürün sorumluluğu, mesleki sorumluluk ve siber sigorta gibi farklı sigorta alanlarının birbirine daha fazla yaklaşabileceğini ifade etti.

Yazılım hatası yeni dönemin “sürücü hatası” olabilir

Otonom araçların en önemli özelliklerinden birinin çevresindeki dünyayı kameralar, radarlar, sensörler ve diğer teknolojiler aracılığıyla algılayarak çok kısa sürede karar verebilmesi olduğunu belirten Çiftçi, bu yapının yeni riskleri de beraberinde getirdiğine dikkat çekti:

“Bir sensörün yol üzerindeki bir nesneyi yanlış algılaması, yazılım güncellemesinin beklenmeyen bir sonuç yaratması veya sistemler arasındaki iletişimin kesintiye uğraması gelecekte bir hasarın nedeni olabilir. Bugün sürücü hatasını tartışırken yarın algoritmanın verdiği kararın nasıl oluştuğunu tartışabiliriz. Bu da hasar tespitinden sorumluluk paylaşımına kadar sigortacılığın birçok sürecini değiştirecek.”

Çiftçi’ye göre bu dönüşüm, sigorta şirketleri ve brokerler açısından otomotiv teknolojisini çok daha yakından takip etmeyi zorunlu hale getirecek. Yapay zekâ ve algoritma tabanlı sürüş sistemlerinin araç kullanımında daha fazla karar üstlenmesiyle birlikte, yazılım kaynaklı risklerin sigortacılık açısından önemi de artacak.

Siber saldırılar otomobil sigortasının da konusu haline geliyor

Otonom ve bağlantılı araçların yazılım ve veri altyapısına giderek daha fazla bağımlı hale gelmesinin siber güvenlik risklerini de otomotiv sigortacılığının gündemine taşıdığını belirten Çiftçi, araçların artık yalnızca mekanik değil aynı zamanda dijital varlıklar olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi:

“Bağlantılı bir araçta siber saldırı yalnızca kişisel verilerin ele geçirilmesi anlamına gelmiyor. Teorik olarak aracın bazı fonksiyonlarının etkilenmesi, sistemlerin devre dışı kalması veya sürüş güvenliğinin riske girmesi gibi çok daha ciddi senaryolar söz konusu olabilir. Dolayısıyla geleceğin otonom araç sigortası; fiziksel hasar, ürün sorumluluğu ve siber risklerin kesiştiği çok daha bütüncül bir yapıya dönüşebilir.”

Bu nedenle siber güvenlik, yazılım hataları, sensör arızaları, veri ihlalleri ve sistem güncellemelerinden kaynaklanan risklerin önümüzdeki dönemde yeni teminat ihtiyaçlarını beraberinde getirebileceğini ifade eden Çiftçi, sigorta sektörünün teknolojik gelişmeleri poliçe şartlarına yansıtabilme hızının da giderek daha önemli hale geleceğini söyledi.

“Kazalar azalabilir ama risk ortadan kalkmayacak, şekil değiştirecek”

Otonom sürüş teknolojilerinin temel hedeflerinden birinin insan hatasından kaynaklanan kazaları azaltmak olduğuna dikkat çeken Çiftçi, teknolojinin gelişmesinin sigortaya duyulan ihtiyacı ortadan kaldıracağı yönündeki değerlendirmelere ise katılmadığını belirtti:

“Otonom sürüş sistemlerinin gelişmesiyle bazı kaza türlerinin azalması mümkün. Ancak bu, riskin ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Riskin kaynağı değişecek. İnsan hatasının payı azalırken yazılım, donanım, veri, siber güvenlik ve ürün sorumluluğu gibi alanların ağırlığı artacak. Sigortacılık da tam olarak bu değişimi doğru okuyabilmek zorunda.”

Çiftçi, gelecekte sigorta sektörünün yalnızca hasar sonrasında ödeme yapan bir yapıdan daha fazla uzaklaşarak teknoloji üreticileri, otomotiv şirketleri ve kullanıcılarla birlikte çalışan bir risk yönetimi ekosisteminin parçası haline geleceğini öngördüklerini ifade etti.

“Geleceğin sigortacılığında teknolojiyi anlamadan riski anlamak mümkün olmayacak”

Otonom araçların yaygınlaşmasının sigorta sektöründe uzmanlık alanlarını da değiştireceğini belirten Çiftçi, brokerlerin müşterileri adına yalnızca poliçe şartlarını değil, teknolojik riskleri ve farklı sorumluluk alanlarını da birlikte değerlendirmesi gerekeceğini söyledi:

“Sigortacılık her zaman değişen risklere uyum sağlayarak gelişti. Otonom araçlar da bunun yeni ve çok önemli bir örneği. Gelecekte teknolojiyi anlamadan riski, riski anlamadan da doğru sigorta çözümünü oluşturmak mümkün olmayacak.”

IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği olarak uluslararası sigorta ve reasürans piyasalarındaki gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirten Çiftçi, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bugünden yarının poliçesini yazmak mümkün olmayabilir; ancak yarının risklerini bugünden okumaya başlamak zorundayız. Otonom sürüş yaygınlaştıkça kasko, trafik, ürün sorumluluğu ve siber sigorta arasındaki sınırların giderek daha fazla iç içe geçtiğini göreceğiz. Bizim rolümüz de müşterilerimizin yalnızca mevcut risklerine değil, teknolojiyle birlikte ortaya çıkacak yeni sorumluluk alanlarına karşı da hazırlıklı olmalarını sağlamak. Sigortacılığın geleceğini, teknolojiyi takip eden değil, teknolojinin yarattığı yeni riskleri önceden okuyabilen kurumlar şekillendirecek.”

Continue Reading
Tıkla Yorum Yap

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Automotive

Renault Group ve markaları üst üste üçüncü yıl büyüme kaydetti  

Renault Group, 2025 yılında uluslararası satışlar ve elektrifikasyon odaklı ürün stratejisinin etkisiyle üst üste üçüncü kez büyüme kaydederek dünya genelinde 2.336.807 adetlik satış rakamına ulaştı ve %3,2 oranında artış sağladı. Avrupa’da binek araç performansıyla otomotiv üreticileri arasında üst sıralarda yer alan Grup, yaklaşık 400 bin adet hibrit satışına ulaşarak bu alanda %35,1 büyüme kaydetti, elektrikli araç satışları ise yaklaşık 194 bin adete ulaşarak %76,7 artış gösterdi. Renault Group markalarının tamamında pazarın üzerinde gerçekleşen performans, Grup’un dengeli ticari politikası ve elektrifikasyon stratejisinin somut karşılığını ortaya koydu.

 

  • 2025 yılında Renault Group, dünya genelinde 2.336.807 araç satışı gerçekleştirdi. Pazarın %1,6 büyüdüğü bir ortamda %3,2’lik artış kaydeden Grup, birbirini tamamlayan üç markasının tamamında pazarın üzerinde bir büyüme performansı sergiledi.
    1. Renault: 1.628.030 araç satışıyla 2024’e kıyasla %3,2 büyüme kaydetti.
    2. Dacia: 697.408 araç satışıyla 2024’e göre %3,1 artış sağladı.
    3. Alpine: İlk kez 10.000 adet sınırını aşarak 10.970 araç satışına ulaştı. Bir önceki yıla kıyasla satışlarını iki kattan fazla artırarak %139,2 büyüme yakaladı.
  • Avrupa’da[1], 1.607.848 adetlik satış rakamına ulaşan Renault Group, özellikle C segmentinde güçlü seyreden binek araç performansının katkısıyla otomobil üreticileri arasında ilk sıralarda yer aldı.
    1. Renault Group’un binek araç (PC) satışları %5,9 artış göstererek, pazarın %2,3’lük büyüme oranının iki katından fazla bir performans sergiledi. Bu sonuçla Grup, Fransa’da birinci otomotiv grubu konumuna yükseldi.
    2. Renault Group’un hafif ticari araç (LCV) satışları ise 2025 yılında kademeli bir toparlanma sinyali verdi. Yılın ilk yarısında %29,6 daralan satışlar, ikinci yarıda %10,6 seviyesine gerileyerek iyileşme eğilimine girdi.
  • Uluslararası[2] pazarlarda Renault markası, ana pazarlarındaki güçlü büyümenin etkisiyle satışlarını %11,7 artırdı. Latin Amerika’da %11,3, Güney Kore’de %55,9 ve Fas’ta %44,8 oranında kaydedilen artışlar bu performansta belirleyici oldu.
  • Grup, değer odaklı ve disiplinli ticari politikasını sürdürmeye devam ediyor:
    1. Renault Group, Avrupa’daki beş ana pazarında[3] perakende müşteri segmentinde güçlü bir konumunu koruyor. Bu ülkelerde perakende satışlar, Grup’un binek araç satışlarının yaklaşık %60’ını oluştururken, pazar ortalamasının 16,9 puan üzerinde bir performans sergileniyor. Ayrıca bu kategoride üç modeli[4], ilk 5 içinde yer alıyor.
    2. Avrupa’da C segmenti ve üzerindeki modellerin satışları, Grup’un toplam binek araç satışlarının %31,1’ini oluşturuyor. Bu oran, bir önceki döneme kıyasla 1 puanlık artışa işaret ederek ürün gamındaki yukarı segment ağırlığının güçlendiğini gösteriyor.
    3. Avrupalı rakiplerine5 kıyasla 5 ila 12 puan daha yüksek kalıntı değerlerde titiz ve disiplinli bir yaklaşım sergiliyor.
  • Renault Group Avrupa’da binek araç (PC) elektrifikasyon hamlesini sürdürerek yaklaşık 400.000 hibrit araç[5] satışı gerçekleştirdi ve bu alanda %35,1 büyüme kaydetti. Elektrikli araç satışları ise yaklaşık 194.000 adede ulaşarak %76,7 artış gösterdi.
    1. Renault, yeni modellerinin katkısıyla elektrikli araç alanında öncülüğünü güçlendirerek EV karmasını %20,2 seviyesine taşıdı. Aynı zamanda hibrit araç (HEV) satışlarına güçlü odağını koruyarak bu alanda %17,0 büyüme sağladı.
    2. Dacia ise yıl boyunca 113.000’in üzerinde hibrit araç satışı gerçekleştirdi. Bu rakam, 2024 yılına kıyasla %121,7’lik çok güçlü bir artışa işaret ediyor.
  • Grup 2026 yılında ürün atağını sürdürmeye devam ediyor:
    1. Avrupa’da içten yanmalı ve elektrikli ürün gamını yenilemek ve genişletmek amacıyla; yeni Renault Clio, Renault Twingo E-Tech Electric, yeni bir A segment elektrikli Dacia, yeni bir C segment içten yanmalı ve hibrit Dacia ile Alpine A390 modellerini pazara sunmayı planlıyor.

 

  1. Aynı zamanda uluslararası büyümesini de hızlandırıyor. Bu kapsamda Latin Amerika ve Türkiye için Renault Boreal, Hindistan için Renault Duster, Güney Kore ve denizaşırı pazarlar için Renault Filante ile Latin Amerika pazarı için yeni bir Renault pick-up modelini devreye almayı hedefliyor.

 

Renault Group Büyümeden Sorumlu Genel Müdürü Fabrice Cambolive, konuyla ilgili değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Grubun ticari sonuçları, değer odaklı ürün planımız, disiplinli ticari politikamız ve tutarlı stratejimiz arasındaki güçlü uyumu açıkça yansıtıyor. Bu yıl, uluslararası pazarlardaki performansımız Avrupa’daki büyümemizi tamamlıyor. Markalarımız ve teknolojilerimiz arasındaki tamamlayıcılık ise, müşterilerin değişen ihtiyaçlarına yanıt verme gücümüzün en önemli unsurlarından biri. İki ayaklı güç aktarım stratejimiz artık tüm Grup genelinde hayata geçmiş durumda. Renault, satışlarının üçte ikisinin elektrikli ve hibrit araçlardan oluşmasıyla CO₂ emisyonları açısından kendi segmentinde en iyi performansı gösteren genel marka konumunda yer alıyor. Dacia ise hibrit alandaki büyümesini hızlandırıyor. Güçlü ticari performansı elektrifikasyonla aynı anda sürdürebilmemizin arkasında iki gerçek oyun değiştirici bulunuyor: Hem müşteri beklentilerini hem de CO₂ regülasyon hedeflerini aynı anda karşılayan hibrit teknolojilerimiz ve ürünlerin cazibesini artırarak satış performansını güçlendiren yüzde 100 elektrikli platformlarımız.”

Renault markası – Üst üste üçüncü yıl büyüme

Renault, 2025 yılında dünya genelinde 1.628.030 araç satışı gerçekleştirerek %3,2 büyüme kaydetti ve güçlü bir performans ortaya koydu. Bu sonuçta, küresel binek araç pazarında %10,0 seviyesinde gerçekleşen büyüme belirleyici oldu.

Avrupa’da marka, binek araç (PC) ve hafif ticari araç (LCV) toplamında ikinci sıraya yükseldi. Bu başarıda, binek araç satışlarında kaydedilen %7,4’lük artış önemli rol oynadı. Renault’nun binek araç tarafındaki güçlü performansı, markanın çift yönlü elektrifikasyon stratejisiyle destekleniyor. Bir yandan tam hibrit satışları %17,0 artarak yaklaşık 287.000 adede ulaştı ve bu araçlar markanın toplam binek araç satışlarının %38,4’ünü oluşturdu. Bu oran, pazar ortalamasının 25,6 puan üzerinde yer alıyor. Renault, Avrupa hibrit araç pazarında ikinci sıradaki marka konumunu korurken, Symbioz modelini ürün gamının en çok satan hibrit modeli olarak konumlandırdı.

Diğer yandan elektrikli araç satışları %72,2 artış göstererek 151.939 adede ulaştı. Avrupa perakende binek araç pazarında en çok satan ikinci elektrikli model olan Renault 5 E-Tech Electric’in katkısıyla, Renault’nun elektrikli araçları artık markanın toplam binek araç satışlarının %20,2’sini oluşturuyor.

Hafif ticari araç segmentinde ise Avrupa toplam pazar hacmindeki (TIV) %8,3’lük daralma, Express modelinin ürün gamından çıkışı ve yeni Master model ailesinin kademeli olarak devreye alınması nedeniyle Renault’nun satışları 244.927 adede geriledi ve %21,1 düşüş kaydedildi. Buna rağmen 2025 yılı içinde kademeli bir toparlanma gözlendi; yılın ilk yarısında %29,2 olan daralma, ikinci yarıda %11,1 seviyesine geriledi.

Avrupa dışı pazarlarda ise Renault’nun binek ve hafif ticari araç toplam satışları %11,7 artış gösterdi ve bu pazarların markanın toplam satışları içindeki payı %38’e yükseldi (+2,9 puan). Latin Amerika’da %11,3, Güney Kore’de %55,9 ve Fas’ta %44,8 oranında kaydedilen güçlü büyümenin etkisiyle Renault, dünya genelinde en çok satan Fransız otomobil markası olma konumunu korudu.

Renault, değer odaklı ticari stratejisini sürdürerek perakende satışlarda birçok Avrupa ülkesinde pazar payını artırdı. Artık değerler (residual values) 2025 yılında küresel ölçekte istikrarlı seyrini korudu ve pazar ortalamasının 5 puan üzerinde konumlanmaya devam etti. 2021 yılından bu yana ise toplamda 7 puanlık bir artış kaydedildi.

Renault markası, 2026 yılında güçlü temelleri üzerine inşa etmeye devam edecek:

  • Avrupa’da Renault 4 E-Tech’in yeni pazarlara açılması ve Twingo E-Tech’in ticari lansmanının gerçekleştirilmesi, markanın elektrifikasyon atağını sürdürmesini sağlayacak. Yeni Clio’nun pazara sunulma süreci de devam edecek.
  • Avrupa dışında ise Uluslararası Oyun Planı, Boreal’in yeni pazarlara yayılması, Filante’in Güney Kore, Körfez ülkeleri ve Kolombiya’da satışa sunulması, Renault Duster’ın Hindistan’da devreye alınması ve 2027’ye kadar pazara sunulacak üç yeni ürünle birlikte hız kesmeden sürecek.
  • Hafif ticari araç (LCV) satışlarındaki ivmelenme ise Master model ailesinin daha geniş ürün gamıyla desteklenecek.

 

Dacia markası – Avrupa’da perakende müşteri segmentinde ikinci en büyük marka

Avrupa’da Dacia, 601.765 adetlik satış rakamına ulaştı ve %2,9 büyüme sağladı. Perakende satış kanalına odaklanan marka, Avrupa perakende binek araç pazarında %7,9 pazar payına ulaşarak bu kanalda podyumda ikinci sıraya yükseldi.

Bu sonuçlar, markanın beş temel modeli tarafından destekleniyor. Özellikle Sandero, tüm satış kanalları genelinde Avrupa’nın en çok satan binek otomobili konumuna yerleşti. 2025’in ikinci çeyreğinde pazara sunulan Bigster ise 2025’in ikinci yarısında Avrupa’da perakende müşteriler arasında en çok satan C-SUV modeli oldu. Spring modeli de tüm kanallar genelinde ilk kez A segmenti elektrikli araçlar arasında en çok satan model olmayı başardı.

2025 yılında Dacia, ürün gamının elektrifikasyonunu da sürdürdü. Duster ve Bigster modellerinin katkısıyla hibrit araç satışları iki katından fazla artarak %121,7 büyüme kaydetti ve toplam binek araç satışlarının %19,2’sini oluşturdu (+10,3 puan). Satılan her dört Dacia aracından biri artık elektrikli veya hibrit olurken, bu oran 2024’e kıyasla iki katına çıktı.

2026 yılında marka, ürün gamını elektrifikasyon odağında geliştirmeye devam edecek ve yeni bir A segmenti elektrikli modeli pazara sunacak. Ayrıca C segmentinde yeni bir içten yanmalı ve hibrit motorlu modeli de ürün gamına ekleyecek.

Alpine markası – Üç haneli büyüme

Alpine markası, 2025 yılında premium otomotiv segmentinde tarihindeki en güçlü performanslardan birine imza atarak 10.970 adetlik tescil rakamına ulaştı ve %139,2 ile üç haneli büyüme kaydetti. İlk kez 10.000 adet eşiğinin aşılması, marka için önemli bir kilometre taşı oldu. Bu ivme; başta Fransa (+%89,5), Birleşik Krallık (+%369,5), Almanya (+%133,5), İspanya (+%584,4) ve İtalya (+%216,4) olmak üzere ana Avrupa pazarlarındaki güçlü performansla desteklendi.

Alpine A110, 2.681 adetlik satışla iki koltuklu spor coupé segmentindeki liderliğini sürdürürken, tamamen elektrikli A290 modelinin başarılı lansmanı da markanın büyümesinde belirleyici rol oynadı. A290, 8.198 adetlik satış rakamına ulaştı. 2025 yılının sonunda tanıtılan Alpine A390 ise, Alpine’in “Dream Garage” vizyonunun yeni modeli ve markanın ilk sportif fastback’i olarak konumlanıyor. A390, Alpine’in yeni müşteri kitlelerine ulaşmasını sağlayarak markanın büyümesini destekleyecek önemli bir adım olarak öne çıkıyor.

Alpine’in uluslararası varlığı da genişlemeye devam etti. 15 yeni satış noktasının eklenmesiyle birlikte marka, 25 ülkede toplam 169 mağaza ve atölyeye ulaştı. Bu genişlemenin 2026 yılında da sürmesi hedefleniyor.

Motor sporlarından gelen mirası ve güçlü mühendislik yetkinliği üzerine inşa edilen ürün stratejisi ve inovasyon yaklaşımı sayesinde Alpine, premium spor otomobil pazarında kilit bir oyuncu konumuna yükselirken, aynı zamanda gelecekteki büyüme ve elektrifikasyon sürecine de güçlü bir zemin hazırlamış oldu.

RENAULT GROUP’UN MARKALARA GÖRE KÜRESEL SATIŞLARI

2025 Satış Adetleri 2024’e göre değişim (%)
Renault 1,628,030 +3.2
PC 1,291,525 +10.0
LCV 336,505 -16.5
Dacia 697,408 +3.1
PC 692,671 +3.4
LCV 4,737 -23.5
Alpine 10,970 +139.2
Renault Korea Motors 399 -93.9
     
Renault Group 2,336,807 +3.2

 

 

RENAULT GROUP’UN 2025 YILINDAKİ EN BÜYÜK 15 PAZARI

 

    Satış Adetleri Pazar payları (%)
1 FRANSA 533,692 26.8
2 İTALYA 186,158 10.9
3 İSPANYA 174,135 13.0
4 TÜRKİYE 169,882 12.4
5 ALMANYA 149,089 4.8
6 BREZİLYA 131,596 5.2
7 BİRLEŞİK KRALLIK 122,756 5.2
8 FAS 88,939 37.8
9 BELÇİKA+LUKSEMBURG 67,473 12.6
10 ROMANYA 60,544 34.6
11 ARJANTİN 59,016 10.2
12 POLONYA 55,549 8.3
13 GÜNEY KORE 52,271 3.2
14 PORTEKİZ 40,165 15.6
15 HİNDİSTAN 38,065 0.7
Continue Reading

Automotive

T10X’te avantajlı fırsatlar mayıs ayında da sürüyor

Türkiye’nin mobilite alanında hizmet veren küresel teknoloji markası Togg, T10X sahibi olmak isteyen kullanıcılara mayıs ayında da avantajlı fırsatlar sunmaya devam ediyor. Stoklarla sınırlı finansman desteği kapsamında mayıs ayında bireysel kullanıcılara T10X V2 için 400 bin TL krediye %0 faiz veya 1 milyon TL krediye 48 ay vadeli seçenekler yer alıyor.

Togg, tüm Türkiye’yi farklı finansman destekleriyle T10X ile buluşturmaya devam ediyor. Kullanıcılara konforlu bir mobilite deneyimi sunan Togg, mayıs ayında da stoklarla sınırlı kampanyasını sürdürüyor. Bu kapsamda bireysel kullanıcılar, T10X V2 için 400 bin TL krediye %0 faizli 12 ay vadeli 33 bin 333 TL aylık geri ödemeyle sahip olabiliyor.

1 milyon TL krediye 48 ay vade imkânı

Kampanya kapsamında kullanıcılar, 1 milyon TL krediye %3,33’ten başlayan faiz oranlarıyla 48 ay vadeli 49 bin 804 TL aylık geri ödemeyle de T10X V2 satın alabiliyor.

Continue Reading

Automotive

YENİ PEUGEOT 9X8, 2024 SEZONUNDA PERFORMANSINI ZİRVEYE TAŞIYACAK!

2024 PEUGEOT 9X8 tamamen yeni giydirmeye sahip yeni bir siluetle sahneye çıkıyor. Binlerce kilometrelik testi tamamlayan Team Peugeot TotalEnergies, 21 Nisan’da düzenlenecek olan 2024 FIA Dünya Dayanıklılık Şampiyonası’nın ikinci turu 6 Saat Imola’da ilk kez yarışacak 2024 PEUGEOT 9X8 aracını tanıttı. PEUGEOT Sport ekibi, takımların önde 29 cm ve arkada 34 cm genişlikte daha etkili bir lastik kurulumu kullanmasına olanak tanıyan düzenleme değişikliğinden en iyi şekilde yararlanmak üzere PEUGEOT 9X8’in aerodinamiğini uyarladı ve PEUGEOT 9X8 artık bir arka spoylere sahip. Bununla birlikte aracın gövde yapısının yüzde 90’ı korundu. Peugeot Design ve PEUGEOT Sport, üst üste üç yıldır birlikte çalışarak Peugeot ekipleri tarafından özel olarak tasarlanan çok özel bir dış görünüme imza attı. Yeni görünümde markanın hız, esneklik ve gücünün simgesi Aslan logosu tasarımın merkezinde yer alıyor.

Team Peugeot TotalEnergies, yeni yarış otomobili 2024 PEUGEOT 9X8’i tanıttı. 2024 FIA Dünya Dayanıklılık Şampiyonası’nın ikinci yarışı olan Imola’da ilk kez yarışacak olan PEUGEOT 9X8, yerini aldığı modele göre çeşitli geliştirmelerle bayrağı devralıyor. Geçtiğimiz sezon boyunca yarışan 2023 PEUGEOT 9X8, Le Mans’ta son derece iddialı bir performans elde etmişti.  Monza’da üçüncülükle ilk podyumuna çıkan 2023 PEUGEOT 9X8, FIA Dünya Dayanıklılık Şampiyonasında geçirdiği ilk tam sezonun ardından 2024 sezonunun açılış yarışı olan Losail’i de büyük oranda önde tamamladı. Şimdi ise ekip, 9 üretici ve 19 prototipin kıyasıya yarıştığı Hypercar sınıfının en iddialı otomobillerinden biri olarak görülen PEUGEOT 9X8’i çok sayıda önemli güncellemeyle optimize etti.

PEUGEOT 9X8’in ilk versiyonu, 2020/2021 sezonundaki teknik düzenlemeleri karşılayacak şekilde tasarlandı. Ancak otomobilin tasarım aşaması ile 2022 yazındaki tanıtım arasında kurallar değişti. Bu durum da belirli alanlardaki performans iyileştirmelerini beraberinde getirdi. Buna bağlı olarak otomobilin potansiyelini en üst düzeye çıkarmak ve Team Peugeot TotalEnergies tarafından belirlenen iddialı hedeflere ulaşmak adına bazı tasarım ayrıntıları revize edildi.

“Çok sayıda güncelleme ve iyileştirme içeriyor”

2024 PEUGEOT 9X8’in optimizasyonları ile ilgili değerlendirmelerde bulunan PEUGEOT Sport Teknik Müdürü Olivier Jansonnie, ”Artık geçerli olmayan seçimler yapmıştık. Oluşan performans farkını 2023 yılındaki Performans Dengesi (BOP) yeterince dengelemedi. Aslında ana fikir, rakiplerimizin otomobil tasarımına benzer bir tasarıma dönmek ve böylece BOP açısından buna eşdeğer karşılık görmekti. Bu nedenle 31/31cm ile tüm tekerleklerde aynı lastik genişliğini kullanmayı bıraktık. Bunun yerine önde 29 cm ve arkada 34 cm lastik tercih ettik. Açık konuşmak gerekirse, aynı şasiye sahip ve yeni bir otomobil değil. Ancak çok sayıda güncelleme ve iyileştirme içeriyor. Lastiklerin etkili bir şekilde çalışabilmesi için PEUGEOT 9X8’in ağırlık merkezini değiştirmek zorunda kaldık. Bu da bazı bileşenlerin hareket etmesi ve diğerlerinin daha hafif hale getirilmesi anlamına geliyordu. Daha iyi bir aerodinamik dengeye sahip olmak için aerodinamik yükleri yeniden dağıtmamız gerekti. Bu da üstyapı bileşenlerinin yaklaşık yüze 90’ını yeniden tasarlamamızı gerektirdi ve en önemlisi de arka kanadı ekledik. Ayrıca yeni homologasyon ile bazı güvenlik ve performans iyileştirmelerini hayata geçirdik” dedi

Mart 2023’te, 2024 sezonu için araçta bazı radikal iyileştirmeler yapma kararı alındı. PEUGEOT Sport ekibi, 2023 WEC sezonuna katılırken aracı yeniden tasarlamak için yorulmadan çalıştı. Proje içinde proje olmasının ekibin iş yükünü oldukça artırdığını dile getiren Olivier Jansonnie, “Team Peugeot TotalEnergies’in bağlılığına ve çabasına güvendik. Bu çabanın sonucunu göstermek için heyecanlıyız. Hedefimiz ön sıralarda yer almak, podyum için ve galibiyet için mücadele etmek” dedi.

Bu güncellemeler aynı zamanda Peugeot Sport ile dört yıl önce başlayan iş birliğini sürdürme fırsatı da sağladı.  PEUGEOT Tasarım Müdürü Matthias Hossann, “Peugeot’nun 2022 FIA Dünya Dayanıklılık Şampiyonası’nda dönüşünü simgeleyen zarif ve sade bir tasarımla başladık. Sonrasında görsel sanatçı Demsky tarafından hem 24 Saat Le Mans yarışının yüzüncü yılını, hem de PEUGEOT’nun Le Mans’taki üçlü zaferinin 30. yıldönümünü kutlayan 2023 dış tasarımın ardından bu sefer Aslan Başını farklı ölçeklerde kullandığımız bir tasarımla ortaya çıktık. Bir aslan sürüsünü simgeleyen bu grafik tasarım, dayanıklılık yarışlarının değerlerini mükemmel bir şekilde yansıtıyor. Takım ruhunu ve takımdaki yetenek zenginliğini öne çıkarmak istedik. Tasarım, siyah, gri, beyaz ve kriptonit olmak üzere PEUGEOT Sport renk kartelasından alınan farklı boyutlarda renklerden oluşuyor. Bu tema, PEUGEOT’nun grafik tasarım ekibi tarafından geliştirilen yaşam tarzı ürünlerinde de aynı şekilde kullanılıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Team Peugeot TotalEnergies’in kaydettiği gelişmeyi gözler önüne seren 2024 PEUGEOT 9X8’in 2023 versiyonu, FIA Dünya Dayanıklılık Şampiyonası’nın açılış yarışı Katar 1812 km’de son kez sahneye çıktı ve 21 Nisan tarihinde FIA WEC sezonunun ikinci turu olan 6 Saat Imola yarışında yerini 2024 versiyonuna bırakmaya hazırlanıyor. PEUGEOT 2011 yılında Imola’daki Autodromo Enzo e Dino Ferrari yarışında nefes kesen çifte zaferle hafızalarda yer etmişti.

PEUGEOT CEO’su Linda Jackson, “Team Peugeot TotalEnergies’in FIA Dünya Dayanıklılık Şampiyonası’nda yarıştığı ilk yıl olan 2023, tüm zorluklara rağmen takımın şekillenmesi ve tutkusunu göstermesi açısından herkes için önemli bir deneyim oldu. 2024 yılı için de hedefimiz aynı; yarış kazanmak. Bu yıl zorlu bir rekabet ortamı olacak. Bunu biliyoruz. Ancak ekibimiz, PEUGEOT 9X8’in markanın değerlerini mükemmel şekilde yansıtan 2024 versiyonunu geliştirmek için çok çalıştı. Team Peugeot TotalEnergies, enerjisi ve çabasıyla göz doldurdu. Dayanıklılık yarışlarındaki bu yeni dönemin parçası olmaktan gurur duyuyoruz ve motor sporlarında iz bırakmak istiyoruz” sözleriyle görüşlerini aktardı.

Yeni PEUGEOT 9X8’i değerlendiren Stellantis Motorsport Kıdemli Başkan Yardımcısı Jean-Marc Finot, “Öncelikle tüm PEUGEOT Sport ekibine çalışmalarından dolayı tebrik ve teşekkür ediyorum. 2023 sezonunda yarışırken, rekor sürede aracın bir kısmını yeniden tasarlamak gerçekten de küçümsenecek bir başarı değil. PEUGEOT 9X8, aslında LMH’de önde ve arkada eşit boyutta lastiklerin zorunlu olduğu 2020/2021 düzenlemelerini karşılamak üzere tasarlandı. Ancak bu arada kurallar değişti. Böylece rakiplerimizden bazıları arkada daha büyük lastikler kullanabildi. Aslında BoP’nin yapısal tasarımımızı dengelemek için yeterli olacağını düşünmüştük, ancak durum böyle olmadı. Bu nedenle otomobilin bir kısmını yeni lastik boyutlarına uyum sağlayacak şekilde yeniden tasarlamamız gerekti. Böylece aracın ağırlık merkezini kaydırdık, aerodinamik yüklerin dağılımını değiştirdik, bir arka kanat ekledik, daha hafif parçalar ürettik. Simülasyonlarımız ve ilk pist testlerimiz aracın daha fazla performansa sahip olduğunu gösterdi. Bu nedenle, minimum ağırlık ve maksimum güçle BoP sınırına yaklaşmadan ön sıralarda yer almayı umuyoruz” dedi.

 

Continue Reading

Popüler